Zaman Neden Farklı?

Yıllar önce o kırmızı Zaman logosunun altından şöyle bir slogan bulunurdu; “Farklı Gazete.” Ta o zamanlardan aklıma düşmüştü bu soru, Zaman Gazetesi neden farklı? Aklımın yettiği kadar düşündüğümde şu cevabı vermiştim kendimce: Diğer gazeteler kuponla oyuncak, yemek takımı, posterler, filmler vs. veriyor ama Zaman, sadece kitap veriyor! Farkı bu olsa gerek demiştim çocuk aklımla. Meğer öyle değilmiş. Zaman Gazetesi gerçekten çok farklıymış. Tasarımı, yayımı, içeriği, fikri, anlayışı, kalitesi ile… Şimdi gelin Zaman Gazetesi neden farklı bir bir irdeleyelim.

Dünya 4.’sü Olan Tasarımı Bugün Türkiye’de her hangi bir gazeteyi elinize aldığınızda tam bir haber çorbası içerisini dalmış olursunuz. Neredeyse içerdeki tüm haberler kapaktan verilir ve kısa olan yazılara boyundan büyük resimler konulur. Zaman Gazetesi pek çok noktada olduğu gibi bu noktada da diğerlerinden çok farklı. Zaman, önce göze sonra gönle hitap eder. Bugüne kadar 2 kez tasarımını sil baştan yenileyen Zaman, pek çok gazetenin cesaret bile edemeyeceği değişimi 2 kez uygulamıştır. Gazetenin içeriği kadar sunumu da önemlidir Zaman için. Örneğin manşetin bulunduğu sayfa da 8′den fazla fotoğraf kullanılmaz.

Her şey standart ve bir o kadar da esnektir Zaman’da. Farklı senaryolara uyum vardır. Bir gazetenin her şeyi tamamlanmış ve baskıya hazır durumda olsun. O gece ülkenin gündemi bir anda değişsin; Zaman, bu değişime en hızlı ayak uyduracak gazetedir. Rahatlıkla tasarımını değiştirebilir. Bu konuda diğer gazetelerin pek bir zahmet çekeceği düşüncesindeyim. Zaman’ın aldığı SND Ödüllerinden de bahsetmek istiyorum. New York eyaletinde Society for News Design (SND) ve Syracuse Üniversitesi`nin bu yıl 29.sunu düzenlediği En İyi Gazete Tasarımı (SND) Yarışmasında Zaman Grubu 42 ödül alarak dünya 4. ’sü oldu. Zaman Gazetesinin gerçekten çok kaliteli bir Görsel Yönetmeni ve Ekibi var. Gazetenin Görsel Yönetmeni olan Fevzi Yazıcı’yı Washington Post, Times gibi gazetelerden teklif geldiğini fakat Yazıcı’nın kabul etmediği söyleniyor. Zaman’ın sadece genel tasarımı değil haberin içeriğine yerleştirdiği info grafikler , illüstrasyonlar ve grafikler de çok kaliteli ve çok farklıdır.

Her Düşünceden Yazar Var! Zaman Gazetesi her ne kadar Zaman’ı tanımayan ve karalama amacı güden insanlar tarafından gerici ve dinci gibi yakışıksız ve hiç bir insani değer taşımayan yaftalara maruz kalsa da şu bir gerçektir ki Zaman, Türkiye’nin hatta Dünya’nın en modern gazetesidir. (Bu hususta her türlü tartışırım. Aksini düşünen varsa yorum olarak belirtebilir.) Peki neye dayanarak modern diyorum? Evvela şunu belirteyim Posta Gazetesi’nin Televizyon sayfasından STV’nin (Samanyolu Televizyonu) yayım akışı verilmiyor. Fakat Zaman’da, Doğan Grubu’nun tüm tv’lerinin yayım akışları mevcut. Posta’nın yaptığına ne, Zaman’ın yaptığına ne denir siz söyleyin! Zaman Gazete’sinde yazan pek çok yazar “gerici” söylemlerini de yıkar geçer. Neden mi? Zaman yazarlarının hepsi aynı fikrin savunucusu değildir. Farklı fikirleri bir sayfada toplayabilmeyi başarmıştır Zaman.

Akademik Yazılar ve Makaleler Zaman’da Başka gazetelere baktığımda manşet sayfasında yer alan bir yazarın fotoğrafı ve o gün yazdığı yazının başlığını görüyorum. Kocaman fotoğraf ve koca puntolarla Falanca yazıyor! şeklinde duyuru yapmışlar. İşaret edilen sayfaya gittiğimde o falanca’nın yazmış olduğu yazı reklamından daha az yer kapladığına şahit oluyorum! Halbuki Zaman’da bu böyle değil! Zaman’da her gün profesörler, öğretim üyeleri, çeşitli ülkelerin önemli mevkilerinde bulunan kişiler, akademisyenler, elçiler vs. yazı yazıyor. Yayımlanan yazılar da öyle basit yazılar değil.

Tam sayfa yorum yazıları, harika analizler, bilgilendirici makaleler… Zaman’ı yine farklı kılıyor! Web Sitesi ve Zaman’ın Enteraktif Operasyonu! Tartışmasız gazeteler arasında en kaliteli internet sitesine sahip olan Zaman Gazetesi’dir. Bu konuda kamuoyunun görüşünü merak ediyorsanız Karbonizma’da yaptığım anketi gözden geçirmenizi tavsiye ederim.

Anket bu adrestedir: (http://karbonizma.blogspot.com/2008/11/trkiyenin-en-iyi-internet-gazetesi.html) Bu anket sırasına söyle bir durumu da fark ettim. Meğer yalan olan “En Çok Satan Gazete” sloganıyla piyasaya çıkan Posta’nın internet sitesi yokmuş. Bilen biri varsa söyleyebilir. Ben bulamadım! Bu durum bile Zaman’ın bu konuda da ne kadar fark attığının kanıtıdır. Zaman Gazetesi’nin Web Sayfası’nı ziyaret etmek için bu adresi kullanabilirsiniz: (http:// www.zaman.com.tr) Zaman Gazete’sinin şöyle bir farkı daha var. Yayımlanan gazete ve eklerin tamamı internet üzerinden PDF olarak okunabiliyor hem de ücretsiz. Cumhuriyet Gazetesi’nin internet sitesinde bu uygulama şöyle: Gazetenin sadece kendisinin sayfaları tarayıcı vasıtası ile internete aktarılıyor (JPEG olarak) ve o resimleri ücret karşılığı abone olarak okuyabiliyorsunuz! Sonuç Olarak! Zaman Gazetesi, her yönü ile Türkiye’deki diğer gazetelerden farklıdır. Zaman’ı okumak farklı olmaktır. Son günlerde klişeleşen söylem ile: Zaman’da Fark Var! Zaman gazetesi kendi imkanım ölçüsünde acizane anlatmaya çalıştım. Zaman’a önyargı ile bakıp da bir kez bile okumamış olan arkadaşlara sadece şunu söyleyebilirim, bu yazıyı okuyorsanız dergiyi hemen kapatın ve Zaman almaya koşun…

Güncelleme: Posta Gazetesi internet sitesi açtı: www.posta.com.tr

İnkarla Geçen İki Hayat ve Sonları

Her nefis elbet ölümü tadacaktır. Bunu ben demiyorum Efendimiz (sav) diyor. Elbet diyor, muhakkak diyor, ölümden kaçılmayacağını nede güzel ifade ediyor.

Evet, ölüm kaçılmaz bir son ve hayatın en büyük hakikatidir. Ölüm, ilk bakışta bir son gibi görünse de aslında sonsuzluğun başladığı andır. Ve ölüm, dönüşü olmayan bir yola ansızın girmektir.

İnsanoğlu ölümden kaçar, kaçtığını zanneder. Ölümü aklına getirmemek için türlü aldatmalara kanar gider. Hayatın su gibi aktığının farkında olmadan, ölüme hazırlanmadan yaşar ve toprak olur.

Ne mutlu Allah’ın çizdiği yoldan zerre sapmayıp, ölümü bir düğün gibi görenlere. Ne yazık inkarın zirvesine çıkıp yere çakılmış ve çakılacak olan insanlara…

İki hayattan bahsedeceğim. İnkarın zirve yaptığı iki hayat. Biri Aziz Nesin’in, diğeri Ebu Cehil’in.

Aziz Nesin’in vasiyetinden bile inkar akıyordu. “Benim cesedim kadavra olarak kullanılsın, dini geleneğe göre gömülmek istemiyorum, vakfın bahçesine gömülmek istiyorum.” yazmıştı vasiyetine. Allah’a inanmıyordu. Babası Abdülaziz Efendi dindar bir zattı ve Aziz Nesin’e “zındık” diye hitap ediyordu. Nesin’in asıl adı Mehmet Nustet’ti. O kadar nefret ediyordu ki dinden Mehmet ismine dayanamayıp ismini değiştirdi. Aziz Nesin inanmamakla kalmayıp inanan insanlara da kan kusturuyordu. Tüm nefretini kusuyordu kitaplarında. Halkın yüzde 60’ını aptal olarak görüyor, zaman zaman bu rakamı arttırdım diyordu. Konya’da hiçbir taksici taksisine almamış, hiçbir otel onu kabul etmemişti. Çünkü o inkar fışkıran bedbaht bir insandı. 1995 yılında Foça’da öldü. Vasiyetine binaen cesedi yıkanmadı ve cenaze namazı kılınmadı, Doktorlar organları bozulduğu için onu kadavra olarak kullanmayı reddettiler. Aziz Nesin Vakfının bahçesine dokuz çukur kazıldı. Herkes uzaklaştırılarak çukurlardan birine ceset gömüldü ve tüm çukurlar kapatıldı. İnkar ile geçen koca bir hayat çukurlardan bir çukurda son buldu…

Bir diğer inkarcı ise Ebu Cehil. Cehaletin babası. Efendimiz (sav) döneminde yaşamış bu insan Müslümanlara büyük eziyet çektirenlerden biriydi. Peygamber Efendimiz (sav) onun ayağına tam üç yüz defa gitmiş yine de o saplandığı inkar bataklığından kurtulamamıştı.

Bedir harbinin sona ermesinden sonra Efendimiz (sav) bizzat Ebu Cehil’i aratmış ve buldurmuştu. Abdullah b. Mes’ud Ebu Cehil’e: “Ey Allah’ın düşmanı nihayet Allah seni hor ve hakir etti, gördün mü?” demişti. Ebu Cehil ise hala kibirli ve küfürde sabitti. Cevabı söyle oldu: Bugün zafer kimindir? Abdullah b. Mes’ud ise: “Zafer Allah Resulü tarafındadır.” dedi. Ebu Cehil: Muhammet’e söyle ona düşmanlığım bir kat daha arttı. Dedi ve bu onun son sözleri idi. İbn’i Mes’ud onu daha fazla konuştumadı ve başını gövdesinden kopardı. Hayatımıza bakalım, gerçekten tam bir imana mı sahibiz yoksa ruhumuzda inkara açık kapılar mı Bulunduruyoruz?

İsmini Vermek İstemeyen Yorumcu

Modern olma çabası içerisindeler, ilkellikten her an uygun adım kaçıyorlar. Kendi modernlik algılarının sınırları dışında kalan herkese yarım akılları ve sivri dilleriyle saldırıyorlar. Bahsettiğim güruh milliyetçilik, ateizm, ırkçılık, komünizm gibi akımların ve fikirlerin duvarlarına kendini zımbalayan insanlardan başkası değil.

Bu akımlara neden mensup olmadığımı tek cümle ile ifade edeyim: Doğuştan Müslüman’ım. Bu sözüm epey bir tartışmaya açıktır. Zira bunu okuduktan sonra biz Müslüman değil miyiz, diye serzenişte bulunan pek çok kişi olacak. Evet, milliyetçi değilim çünkü bugüne kadar milliyetçiliğin zerre kadar fayda etmediğini gördüm. Ateist değilim elhamdülillah çünkü Rabbime tamamen teslim oldum. Kemalist, darbe sever, militarist, solcu, ergenekoncu vs. Bunların hiç biri değilim. Türk ve Müslüman’ım sadece…

Bu yazıyı yazıyor olmamın sebebi varlığımızı hazmedemeyenlerin, düşünceden ve insanlıktan nasibini almamış modern (!) yaratıkların dergimize yaptığı ağır hakaretlerdir.

Hakaretler şöyle sıralanıyor: Örümcek kafalılar, gericiler, yobazlar… Hakaretleri kim veya kimler yapıyor bilemiyorum çünkü bu yorumcular ismini vermek istemiyor. Yaptıkları tek şey bloglarıma girip saçma sapan şeyler yazmak. İsim var mı ortada? Yok. Neden? Çünkü yerin dibine geçirdikleri kimliklerden daha aşağıda bir kimliğe sahip olduklarını deşifre edecekler isimlerini açıklarlarsa. Açıklamıyorlar, “Yobaz” yazıyorlar isim yerine. Nasıl da biliyorlar kendilerini…

Aslında mesele çokta büyük değil, Serdar Kuzuloğlu bu yazıyı okuyor olsa şöyle derdi: Islığı dağı taşı tuttu, güttüğü üç beş keçi. Aynen öyle, gerçekten. Büyük bir dergi değiliz. Bizi bilmeyen milyonlarca insan var. Yazdıklarımız çoğu zaman havaya gidiyor beklide. Ama tüm bunlar hakkımızı arayamayacağımız, sorgulayamayacağımız anlamına da gelmiyor. Meseleyi daha da büyütüyor ve bir toplumsal analiz yapma cüretkarlığı gösteriyorum.

Örümcek Kafalı mıyız?

Bir kere neden örümcek, bunu çok düşündüm. Örümcek kafalı olmak yeniliklere kapalı olmak mıdır, Atatürk’e karşı gelmek midir bilemem fakat dinine sıkı sıkıya bağlı olmakla alakasının olmadığını çok iyi biliyorum.

Bizler bu ve buna benzer hakaretleri hak etmiyoruz. Çünkü biz Tevatür dergisi ekibi olarak Cumhuriyet’in temel değerlerine ve Atatürk’e son derece saygılı ve bağlıyız. Bizi başkalarından ayıran unsur İslam’dır.

Evet, dini karşısına alan bizi de karşısında bulur. Fakat bu bizi örümcek kafalı yapmaz. Eğer ki biz dergi çıkartan, bir yerlerde bir şeyler yazan birilerine böyle saldırıda bulunsaydık işte o zaman bizden daha örümcek kafalı olmazdı.

Yazarlarımıza da hakaret edilmiş. Bu yaratıkların kendini ne zannettiğini aşırı merak ediyorum. İsimlerini yazmış olsalar bir ihtimal “düşünce özgürlüğü” kurmacasının arkasına saklanabileceklerdi fakat isimlerde ortada bulunamayınca insan ister istemez derin bir hüzne boğuluyor.

Toplumumuzda ötekileştirme hat safhada. Empati adına zerre kadar hareket yok ülkemde. Ortaya bir dergi çalışması konuluyor ve siz bu dergi için yobaz, gerici gibi sözler sarf ediyorsunuz…   Bir kere dergi internet üzerinden sonra derece modern imkanlar ile yayımlanıyor. Bizlere yobaz diyenler bu duruma ne diyecekler acaba? Bir de şu söz konusu: Daha kaliteli bir dergi yayımlamış olsalar, bizim bazı konularda ciddi yanlışlarımızı tespit etseler ve bunun üzerine bu sözleri söyleseler yine haksız olurlardı fakat bize laf söylemek düşmezdi.

Bir kez daha belirtmek istiyorum ki bizler bu ve bu tür saldırılara karşı iki kulağımızı ve iki gözümüzü kapalıdır. Varsa eksiğimiz, yanlışımız düzgün ve insanca bir üslup ile bize bildirilir ve yapılması gereken ne varsa yapılır. Fakat böyle hakaretler ile zerre kadar yol kat edilemez.

Tevatür dergisi zaman içinde yayım politikalarını da okuyucularına sunacaktır. Bu politikalar çerçevesinde eleştirilebilecek hususlar doğabilir. Bu durumda dergimize yapılacak olan eleştirilerin hakaret içermeyenlerini dikkate alacağız. Eleştiriye açığız, hakarete tamamen kapalı. Bu durumda hala yobaz isek, evet yobazız!

Designed by: Free Cell Phones | Thanks to Highest CD Rates, Domain Registration and Registry Software
Tevatür Dergisi 2010